Tarım
Politikaları ( Tarımsal Ürün Ticareti) Hakkında Görüşler
1-
TÜSİAD’ın hazrlattığı “Tarım Politikalarında Yeni Denge Arayışları
ve Türkiye” adlı raporunda uzun dönem alternatif politika olarak
“Devletin asıl görevi olan girdi-çıktı piyasalarını çalıştırması,
fiyat müdahalelerini bırakarak, altyapı yatırımlarını yapması, araştırma-geliştirme,
örgütlenme gibi üretken politikaları uygulaması” önerilmektedir.
2-
Dünya Bankası ve IMF tarafından, tarım sektöründe ürün fiyatlarının
belirlenmesinde destekleme alımlarının kaldırılarak, çiftçiye doğrudan bütçeden
gelir desteğinin sağlanması sistemine geçilmesi önerilmektedir.
3-
TZOB halen uygulanmakta olan tarım politikalarından memnun olmadığı
gibi, IMF ile stand-by anlaşması imzalayan hükümetin Avrupa Topluluğu
“Ortak Tarım Politikaları”nı uygulaması gerektiğini söylerken IMF ve
DB’nın baskısıyla gelir desteği uygulamasının destekleme konusunda çelişki
oluşturduğunu ifade etmekte ve desteğin üretim yerine doğrudan kişiye yapılmasının
üretimi daraltacağını, üretim desteklenmeyeceği için de üretim
maliyetlerinin artacağını iddia etmektedir.
Sonuçta, yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu fakat bu düzenlemelerin
tarım sektöründeki üreticiler ve diğer kesimlerin haklarının gözetilerek
yapılması gerektiğini ifade ediyor.
4-
İzmir Ticaret Borsası, IMF in önerdiği sistemin tarım sektörünün
bugünkü haliyle uygulanamaz olduğunu, Türkiye’de güvenilir bir tarımsal
veri tabanı oluşturularak, tarımın tüm boyutları ile kayıt altına alınması
gerektiğini, bu gerçekleştiğinde bir çeşit gelir ödemesi olan prim
sistemine geçilmesini önermektedir.
5-
Manisa Ziraat Odası, IMF in baskılı politikalarının mı yoksa AB nin
üretimi destekleme politikalarının mı uygulanacağını sormakta ve tarım
ürünlerinin kayıt dışı işlem görmesinden yakınmaktadır.
6-
Ege Çiftçiler Derneği, Türkiye’de tutarlı ve uzun vadeli bir tarım
politikası uygulanmadığı sürece desteklerin istenen sonucu vermeyeceğini,
IMF ve DB tarafından doğrudan gelir desteğinin üretimi azaltacağını zira
bu sistemin üretim ile destekleme arasında bir ilişki kurulmadan yapıldığını
söylemektedir. Prim sisteminin yaygınlaştırılmasının tarımı yönlendirecek
en uygun çözüm olduğunu savunan dernek, üretimi teşvik edilmek istenen ürünlere
yüksek prim, üretimi kısıtlanmak istenen ürünlere düşük veya hiç prim
verilmeyerek tarımın yönlendirilebileceğini ifade etmektedir.
7-
Tarım Bakanlığı, IMF ve diğer kuruluşların önerilerini Türkiye
gerçeğine uygulanabilirliği noktasında kabul edebileceğini, desteklemede çiftçi
kayıt sistemi oluşturulmadan doğrudan gelir desteği sistemine geçilemeyeceğini
ifade etmektedir. Fakat 1999 yılında TMO nun 5 milyon 565 bin ton ürün aldığını,
karşılığında 422 trilyon ödediğini, alımların finansmanı dolayısıyla
TMO nun 600 trilyon liranın üzerinde görev zararı alacağının oluştuğunu
açıklamaktadır. Bakanlık, “Tarımsal Reform ve Tarımda Yeniden Yapılanma”
çalışmasının ilkelerini
“Çiftçilere istikrarlı gelir sağlamak ve refah düzeylerini yükseltmek,
tarım sektörünün milli gelire olan katkısını arttırmak, AB ve diğer
rakip ülkelerle rekabet imkanlarını arttırmak, tarımsal üretimde kalite,
çeşitlilik, devamlılık ve standarda dayalı üretim sağlanarak tarım ürünlerinin
dış ticaretini arttırmak, stratejik ürünlerde üretim arzını garanti altına
almak, gıda güvenliği ve ve emniyetini sağlamak, doğal kaynakların
korunması ve sürdürebilirlik esasları çerçevesinde, yaşanabilir bir çevrenin
oluşturulması ve ekolojik dengenin gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak,
bilgi ve teknolojinin üretilip, yaygınlaşabildiği ve bilginin tarımsal üretimin
bir faktörü haline getirildiği bir ortam yaratmak” olarak seslendirmiştir.
8-
Hazine Müsteşarlığı, KİT Genel Müdürlüğü hesaplamalarına göre
tarımda destekleme toplamı 1989 yılında 12 milyar dolar civarında iken 1995
yılında 21 milyar 457 milyon dolara ulaşmış, (13.785 milyar dolar TCZB) tarım
desteklemesinde yer alan kuruluşların verileri yenilememesi ve KİT Genel Müdürlüğü
tarafından yapılan araştırmaların teyid edilmemesi nedeniyle bu
hesaplamalar 1995 yılından sonra güncelleştirilmemiştir. Hazine ve DPT Müsteşarlığı
tahminlerine göre tarıma yapılan destekleme ancak üçte bir oranında
hedefine ulaşmaktadır.
9-
DPT, Türkiye’de uygulanan tarım politikalarının üretici, tüketici
ve vergi mükellefleri üzerine etkilerini incelemiş ve üreticilerin
desteklenmesi için oluşan toplam transferlerin 1995 yılında 506.2 trilyon
(11.1 milyar dolar) 1996 yılında 867 trilyon (10.7 milyar dolar) 1997 yılında
2177.2 trilyon (14.4 milyar dolar) olarak vermiştir. 1997 yılında Tarımsal
transferlerin kaynakları olarak
vergi mükellefleri (bütçe) 2.1 milyar dolar (%15), tüketiciler 12.3
milyar dolar (%85) katkıda bulunmuştur. Özetle, üretici gelirlerinde artış
sağlanması, tarımsal desteklerle ilgili kamu finansmanı yükünün azaltılması
ve tarımsal üretimde kalite ve verimliliğin artması amaçlarını gerçekleştirmek
için (a)üretimin serbest rekabet koşullarında gelişimine izin verilmesi,
devletin fiyat müdahalelerinden uzaklaşması ve ürün borsalarının geliştirilmesi,
(b)girdi desteklerinin kademeli olarak azaltılarak zaman içerisinde kaldırılması,
(c)çiftçi gelirlerinin iyileştirilmesi için doğrudan gelir desteği
sistemine geçilmesi ve kırsal kesim gelirinin çeşitlendirilmesine yönelik
çalışmalar yapılması önerilmiştir.
10-
OECD’nin gelişmekte olan ülkelerle işbirliği bölümü çalışmaları,
(a) gelişmekte olan ülkelerin müdahale alımları ve girdi desteklemeleri
yerine uygulamalı eğitim, çiftçi bilinçlendirilmesi ve yapısal düzenlemelere
daha fazla ihtiyaçları olduğunu, (b)tarım sektörünü hedefleyen
politikaların kırsal kesimdeki gelir, istihdam ve sosyal problemleri çözmek
için kullanılabilecek en etkili yol olmadığını, (c)tarımın ana gelir
kaynağı olduğu bölgelerde bile uygulanacak politikaların ekonomik, sosyal
ve çevre özelliklerini kucaklayarak bölgeyi Pazar güçleriyle entegre etmesi
gerektiği sonuçlarını ortaya koymuştur.
11-
Polatlı Ticaret Borsası, tarımsal politikaların başarıya ulaşmasının
sadece istikrarlı bir ekonomi içindeki iyi hedeflenmiş tarım politikalarının
varlığıyla olmayacağını, başarının, kırsal kesimin ihtiyaç duyduğu
geliştirme ve buralarda etkin istihdam imkanlarının yaratılması politikaları
ile tarım politikaları arasında bir denge oluşturulmasıyla gerçekleşeceğini
söylemektedir. Bu doğrultuda, Pazar şartlarına bağlı olarak tam rekabet
ortamında fiyat oluşumunu sağlayacak, etrafında gelişecek depo sistemi ile
ürün arz ve talebini regüle edecek, gelecek için yapılacak planların
temelini oluşturacak fiyat, kalite, miktar vb. istatistik bilgilerini ihtiyaç
sahiplerine sağlayacak, devletin alıcı ve satıcı rolünü pazar müdahaleleri
yerine sadece stratejik stokların güvenle sürdürülmesi konumuna
indirgeyecek ve böylece devlet kaynaklarının tarım politikaları ile kırsal
kesim problemlerinin karıştırılmadan yönlendirilebileceği
bir konumun oluşmasını sağlayacak “Ürün Borsaları”nın geliştirilmesini
istemektedir.
Yukarıda
özetlenen görüşler içerisinden tarımsal ürünlerin ticaretinde (alım-stoklama-satım)
ülkemizde yaşanan problemler tesbit edilebileceği gibi çözümler de kesine
yakın bir netlikte
ortaya konulabilir.
PROBLEM
1-
Devlet tarımsal piyasalara müdahale etmekte ve serbest piyasa
mekanizmalarının (kaliteye göre talep ve fiyat) işlemesini engellemektedir.
2-
Ülkemizin şartlarına uygunluk arayışları sürüp giderken kimse bu
şartların neler olduğunu somut bir şekilde ortaya koymamaktadır. Bu
şartlar,
hiç bir zaman tarımsal sanayinin istediği kalite ve miktarda hammadde üretimi
olarak algılanmayıp, tamamen
populist anlayışlar olarak tahayyül edilmekte, herkes kararı kendi bölgesinde
nasıl suistimal edebileceğinin hesaplarını yaparak oluşturmaya çalışmaktadır.
Örneğin, belirli ürünlerin üretiminin ister az prim ödeyerek ister hiç
prim ödemeden nasıl kısıtlanacağını kimse söylememektedir. Böyle bir kısıtlamanın
fındık üretiminde uygulanabilirliği düşünülebilir mi?
3-
Mevcut tarımsal destekleme politikalarının faydalı olmadığı herkes
tarafından bilinmekte, fakat yeni önerilere karşı çıkılırken tarafların
haklarının korunmasından bahsedilmektedir. Bu şart gerçekleştiğinde yeni
düzenlemeler uygulamaya konulabilecek ise, öncelikle tarafların (tarım
kesimindeki üreticiler ve diğer kesimler) haklarının ne olduğu tesbit
edilerek yeni düzenlemelerin önü açılmalıdır. Bu haklardan bahsedenler bu
tesbiti yapmamakta ısrar ediyorlar.
4-
İster prim sistemi ister başka bir sistem olsun, ülkemiz tarım sektörünü
yönlendirenler devletin mutlaka her üretileni alan bir alıcı konumunda
kalmasını istemektedirler. Zira prim sisteminde kalite değil miktar ön
plandadır.
5-
Devlet, detay çalışmaları başlatmaktan ve yürütmekten kaçındığı
gibi bu çalışmaların yokluğunu bahane ederek yeni politikaların uygulamaya
sokulmasını engellemektedir. Mevcut politikalarda hiç suistimal olmuyormuşcasına
kayıtların yetersizliğinin suistimallere sebep olacağını ileri sürmektedir.
Devlet, yeni politikaların uygulanması için hangi hazırlıklar yapılması
gerekiyorsa bu çalışmaları yapmaya başlamalıdır.
6-
Tarımsal ürünlerin kayıtlı ekonomi içine alınmasında tarımsal
destek politikalarının önemli bir işlevi olduğu yanlış anlayışı bütün
kesimler tarafından sürdürülmektedir. Kayıt dışılık sadece tarımsal ürünlerin
yaşadığı bir problem olmayıp aynı boyutlarda diğer sektörlerde de yaşanmaktadır.
Dolayısıyla kayıt içine alma işlevi tarımsal politikaların değil fakat
maliye ve dolayısıyla mali politikaların sorumluluk alanındadır.
7-
Tarım Bakanının açıklamasında seslendirilen TMO’nun
piyasayı bozucu rolü, başlı başına bir problemdir. 1999 yılında
yapılan 422 trilyon lira değerinde alımların finansman maliyeti olarak 600
trilyon lira görev zararı oluşturmak yerine, borsalar üzerinden (tescil şeklinde
değil de satış salonların da fiyat oluşturarak) 100 trilyon lira değerinde
ve stratejik stokları sürdürebilecek alım yapılsa ve böylece fiyatların aşırı
düşmesini/yükselmesini(satış yaparak) önleyecek market-maker rolüyle TMO
kalsa daha iyi olmaz mı? Veya
200 trilyon doğrudan gelir desteği olarak ödense ve görev zararı yazılsa
sonuç daha mı kötü olur?
8-
Çiftçilere istikrarlı gelir sağlamak, hem serbest piyasa ekonomisinin
kurallarına aykırı (diğer kesimlere sağlanıyor mu?) hem de çiftçilerin
kendi fikir ve çalışmalarıyla gelir arttırma kabiliyetlerini görmezlikten
gelmektir. Ne kadar müdahale ve zorunlu yönlendirme olursa o kadar verimsizlik
ve maliyet oluşacaktır.
9-
Tarımsal destekleme politikaları, kırsal kesimde gelir arttırıcı ve
istihdam problemlerini çözücü enstrümanlar olarak düşünülmektedir. Kırsal
kesimdeki bu problemlere kendi dinamikleri içinde çözüm aranmalıdır.
10- Ülkemizde uygulanan tarımsal destekleme politikaları aslında kesimlerin fiyat artışları ile birbirini desteklemesi ve enflasyonist politikalar şekline dönüşmüştür. Üreticilere sağlanan desteklerin 1997 yılında tüketiciler tarafından karşılanan oranı göz önünde tutulursa, kendileri de bir şekilde tüketici olan üreticilerin aslında nasıl destek aldığı bir araştırma konusudur.
11- Tarım Bakanlığı içe dönük bir kuruluş halindedir. Bakanlığın, yeniden yapılanmanın ilkeleri olarak ortaya koydukları, aslında bakanlığın görev ve sorumluluklarına bazı kurumların görev ve sorumlulukları da eklenerek yazılmış edebi bir cümle şeklindedir. Bakanlık, üreticilerin gelmesini beklemek yerine dışa dönük olarak sürekli araştıran, eğiten, bilgilendiren bir kuruluş haline getirilmelidir.
12-
Rekabet gücü hiç bir zaman müdahaleci politikalarla arttırılamaz.
Rekabet gücü (competitiveness), üretici veya müteşebbisin varolma mücadelesinin
bir sonucu olarak ortaya çıkar.
ÇÖZÜM
1-
Devlet, tarım ürünlerinin kayıtlı ekonomi içine alınmasında,
tarımsal politikalardan ziyade mali politikaları kullanmalıdır.
2-
Devlet,kötü tohumluk, ürün çeşitliliği, hastalıklarla mücadele
vb. problemlerin çözümünü, serbest rekabet ortamında kaliteye göre fiyat
oluşumunu ortaya koyarak sağlayacak piyasaların oluşması ve çalışmasına
bırakmalıdır.
3-
Tarımsal destekleme alımları yerine, üreticiye belirli bir geliri
garanti edecek (toprak büyüklüğüne ve hayat standardına göre ölçülerek
ödenecek) fakat üreticiyi daha fazla gelir elde etmek yönünde kaliteli ve
verimli üretime sevk edecek doğrudan gelir desteği sisteminin
uygulanması.
4-
Üreticilere, ürettikleri her ürünün devlet tarafından alım
garantisinin olmadığının
ve ne üretiyorlarsa onun karşılığını serbest piyasa
koşullarında
alacaklarının anlatılması.
5-
Doğrudan gelir desteği üzerine üreticinin maksimum geliri
koyabilmesinin kaliteye göre piyasada bulacağı fiyat olacağının anlatılması
ve bu
fiyatları bulabileceği ortam borsalar olduğuna göre borsaların ülke
derinliğine sahip etkin kurumlar haline getirilmesi,
6-
Ürün Borsalarının gelişmesi için devletin piyasalardaki rolünün sınırlandırılması,
gerekli mevzuatın en kısa zamanda oluşturulması gerekmektedir.
7-
Uygulamaya konulan mevzuatla, üretici birliklerinin, özel ve tüzel kişilerin
depolama yapabilmesine, depo makbuzları ile yeni finansal
enstrümanların geliştirilebilmesine
olanak sağlanmalıdır.
8-
Serbest rekabet ortamında kaliteli ürünler daha fazla fiyatlarla alıcı
bulacağından, üreticiler daha iyi tohumluk, daha verimli üretim metodları,
daha bilimsel üretim vb. konularda daha duyarlı hale gelecekler ve tarım
bakanlığının ilke olarak ortaya koyduğu bazı konular kendiliğinden çözümlenecektir.
9-
Borsaların kendilerinden beklenenleri yerine getirebilmeleri, batıdaki
muadilleri ile
aynı şekilde örgütlenebilmeleri ve faaliyet gösterebilmeleri için
gerekli ortamın sağlanması,
10-
DPT ve Polatlı Ticaret Borsasının önerdiği şekilde politikaların
uygulanması,
Tarım
kesiminin problemlerinin büyük oranda çözümünü sağlayacaktır.
Doç.Dr.
Sami Demirbilek